İçeriğe geç

Eski Türkçede ev ne demek ?

Eski Türkçede Ev Ne Demek? Kendi Evime Efsane Geri Dönüş!

Ev… Bu kelime hemen hepimizin diline pelesenk olmuştur. Günümüzde “Ev” dediğimizde aklımıza sıcak bir yuva, karşımızda bir kapı, bir köşe gelir. Ama biraz derinlere inelim. Eski Türkçede “ev” ne demekmiş? Hani tam olarak oraya gitmeden önce, kendi evimizdeki halleri hatırlayın. O sabah kalktığınızda, üstünüze bir örtü çekip hala uykusuz gözlerle salona geçerken “Yine evdeyim” diye düşündüğünüz anları… (Ben de o yüzden bu yazıyı evimde oturup yazıyorum, çünkü daha fazla dışarıda kalmaya gücüm yok, biraz da içimden geldiği gibi!)

Eski Türkçede “ev” kelimesi… Ev ne ki? Bu kadar basit bir şey mi? Hayır, tabii ki değil. İşte tam da burada devreye giriyoruz, çünkü Eski Türkçe‘de “ev”, hem anlam olarak hem de kullanım açısından bambaşka bir yerdedir. Ev, sadece bir yaşam alanı değil; bir kültür, bir yuva, bir aidiyet duygusudur. Hadi, derinlere inelim de eski Türkçede “ev” ne demekmiş, bakalım.

Eski Türkçede “Ev” Nedir?

Eski Türkçede “ev” kelimesi, aslında bugünkü anlamından biraz daha farklı bir yere sahiptir. Bu kelime, daha çok “aile yeri”, “bireylerin bir arada bulunduğu mekan” anlamına gelir. Ama tam olarak bir “yuva” olarak düşündüğümüzde, burada biraz daha büyük bir konsept var. Yani Eski Türkçede “ev”, sadece bir çatı değil, bir hayat, bir kültür, bir birlikte olma durumu anlamına gelir. Ailevi bağlar, büyüklerin sözlerine değer verilmesi, kadınların ve erkeklerin rollerine saygı gösterilmesi gibi ögeler de burada rol oynuyor.

Örneğin, Eski Türkçede “ev” kelimesinin karşılık geldiği bir kavram vardı: “Yurt”. Yurt, sadece bir “ev” değil, aynı zamanda “bağımsızlık”, “toplum” ve “toprağa bağlılık” anlamlarını da taşır. O zamanlar, ev demek, sadece bir çatı altındaki dört duvar demek değildi; ev, aynı zamanda o yuvada yaşayan insanların birbirlerine duyduğu sevgi, bağlılık ve saygıydı. Yani, bugün “ev” dediğimizde sadece “çalışan bir buzdolabı” ya da “yatak odasında bir yatak” aklımıza gelmiyor, eski zamanlarda “ev”, büyük bir anlam taşırdı.

Evde Ne Var, Neler Var? (Bir Eski Türkçe Şarkısı Olabilir)

Ev demek… Bugün bizim için neyi ifade ediyor? Sadece “İnternetsiz bir hafta sonu” veya “annemin kayınvalidesiyle tanıştığı an” gibi anlık stresleri mi? Hayır, arkadaşlar. Ev demek, aynı zamanda “eski Türkçede bir yuva kurma”, “kendi alanını yaratma” demekti. Bakın, sabah kahvaltısına da bağlayabiliriz bu durumu. Düşünsenize, eski Türkler evlerinde, belki de şu an bizlere çok yabancı gelen bir şekilde kahvaltı yapıyorlardı. İçtiğiniz çayı da, kahvenizi de asla dışarıdan almazdınız. Çünkü o dönemde, evdeki kahvaltı bambaşka bir özen gerektiriyordu.

Mesela, geçenlerde, evde bir kutu baklava yerken kendime şunu dedim: “Eski Türkçe’de ev, aslında sadece bir iç mekan değil, insanların bir arada olup birlikte yemek yediği, kaygılarından sıyrıldığı, dertleştiği bir mekan.” Ama tabi… O zamanlarda sosyal medya falan yoktu, kimse baklava yemiyor diye paylaşım yapmıyordu. (Şu an da yiyorum aslında ama kimseyi ilgilendirmez, değil mi?) Yine de, o eski zamanlarda “ev” kelimesi sadece fiziksel bir yer değil, bir topluluk ve ilişkiler anlamına geliyordu.

Ev İçinde Neler Olurdu?

Günümüzün “Evde ne var?” sorusuna o zamanlar Eski Türkler nasıl bir cevap verirdi? Mesela, 5. yüzyılın sonunda “ev”de en önemli şeylerden biri, ailedeki herkesin birbirine saygı göstermesi, birbirine yardım etmesiydi. O dönemde “ev” sadece bir ev eşyasıyla dolu değildi; aslında bir yaşam biçimiydi. İçeride herkesin görevleri vardı. Kadınlar evin düzenini sağlarken, erkekler de dışarıda avlanır veya toplayıcılıkla uğraşırdı. Bu tam olarak herkesin kendi yerini bildiği ve buna saygı gösterdiği bir sistemdi.

Günümüzde ise “Ev” dediğimizde ilk akla gelen şeylerden biri, o güzel ama aslında biraz da kafa karıştırıcı “Evde ne var?” sorusudur. Anlatayım, geçenlerde bir arkadaşımın evindeydim. Evet, o arkadaşım, tabii ki ben de o evdeydim, evimizde bazı şeyler eksikti. Neydi o eksiklik? Evdeki tüm objelerin – hatta yatak örtülerinin bile- birbirleriyle uyumsuz olması. O kadar garipti ki, sağdaki halı sol taraftaki perdelerle asla örtüşmüyordu. (Biraz eski Türkçeye uygun bir biçimde düşünüldüğünde, belki de “ev”de bir uyum, bir denge yaratmak lazımdı. Şimdi, halı uyumlu değil ama o zamanlarda evde uyum esastı. O yüzden ben de iç sesimle düşünüyorum: “Evde ne var, ne olabilir ki… Kafam karıştı.”) Neyse ki modern zamanlarda, her şeyin uyumlu olması gibi takıntılar yok… ya da var ama ona biz “design” diyoruz.

Sonuç: Eski Türkçe’de Ev ve Bugün

Sonuçta Eski Türkçede “ev” demek, sadece bir ev değil, aslında bir toplum, bir aidiyet duygusunun simgesidir. Ev, bir arada olmanın, paylaşmanın, birlikte yaşamanın, sabah kahvaltısında karşılıklı sohbetlerin, belki biraz da yorulmadan çok fazla düşünmemekle ilgiliydi. Zamanla değişse de, “ev” hala bir anlam taşıyor; belki günümüzde evimizdeki objelere biraz daha takılmaya başladık ama eninde sonunda, o eski Türkçedeki anlamı unutmamamız lazım: Ev, bir arada yaşamaktır. Evde mutluluk vardır, bazen dağınıklık, ama hep bir anlam ve aidiyet vardır.

Hadi gelin, eski Türkçeye doğru bir adım atıp, “Ev” kelimesini sadece dört duvar olarak düşünmeyelim. Bugün hala hepimizin kendine özgü evleri var ve bir şekilde içinde yaşamaya devam ediyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
ilbet güncel giriş adresivdcasino infobetexper giriş