Kaos Ne Tanrısı? Bir Şehrin İçinde Kendi İç Sesimi Ararken
Sevgili Miz takipçileri, bugünkü yazımızda “Kaos ne tanrısı” konusuna odaklanıyoruz.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında başlayan iç yolculuğum
Kayseri’de sabahlar hep serttir. Hava ne kadar temiz olursa olsun, yüzüne çarpan o keskin soğuk sana bir şeyleri hatırlatır: Hayatın her zaman yumuşak olmadığı gerçeğini. 25 yaşındayım ve bu şehirde büyürken öğrendiğim en önemli şeylerden biri, insanın kendi iç sesiyle baş başa kaldığında aslında en büyük kalabalığı yaşadığıydı.
O sabah da öyleydi. Penceremin önünde duran eski defterime bakarken aklımdan tek bir cümle geçiyordu: “Kaos ne tanrısı?” Bunu ilk kez bir kitapta görmüştüm. Altını çizmiş, yanına ünlem koymuş, sonra da günlerce unutmaya çalışmıştım. Ama olmamıştı. Kaos, sanki zihnimin bir köşesinde kendi tapınağını kurmuştu.
O gün işe gitmek için evden çıktığımda, bu cümlenin zihnimde yankılanacağını bilmiyordum.
Otobüs durağında başlayan küçük kırılma
Durağa vardığımda her şey sıradan görünüyordu. İnsanlar, telefonlarına gömülmüş yüzler, aceleyle içilen çaylar… Ama benim içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki herkes kendi düzenine sıkı sıkıya tutunmuşken ben o düzenin dışında kalmıştım.
Yanımda oturan yaşlı bir adam, elindeki gazeteyi katlayıp cebine koydu. Sonra birden bana döndü ve hiçbir sebep yokken şöyle dedi:
“Evlat, insanın içinde iki şey savaşır: düzen ve dağınıklık.”
Bu cümle beni olduğum yerde dondurdu. Sanki sabah beri zihnimde dönen “Kaos ne tanrısı?” sorusuna cevap verilmişti ama bu cevap yeni sorular doğuruyordu. Adam bana bakmadı bile, sanki kendi kendine konuşmuş gibi sessizce ayağa kalktı ve otobüse bindi.
O an içimde bir şey çatladı. Küçük ama geri dönüşü olmayan bir çatlak.
Günlüklerimde büyüyen bir soru
Akşam eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmaya başladığımda elim titriyordu. Çünkü artık sadece bir soru değildi bu; bir hissin adıydı.
“Kaos ne tanrısı?”
Bunu yazarken fark ettim ki, kaos aslında bir tanrı gibi davranıyordu. Görünmezdi ama her yerdeydi. Sessizdi ama içimi gürültüyle dolduruyordu. Kontrol edilemezdi ama beni sürekli kendine çekiyordu.
Defterin sayfalarını çevirdikçe çocukluğum geldi aklıma. Kayseri’nin ara sokaklarında koşarken düşüp dizimi yaraladığım günler… Annemin “dikkat et” diye bağırışı… Babamın sessizliği… O zamanlar kaos diye bir kelime yoktu ama hissi vardı.
Şimdi anlıyordum: Kaos, insanın büyürken içine sakladığı bir gölgeydi.
Bir kafenin camında kendimi kaybetmek
Ertesi gün bir kafeye gittim. Yağmur yağıyordu ve camlar buğulanmıştı. Dışarıyı izlerken kendi yansımamı gördüm. Yüzüm tanıdık ama uzak bir yüzdü. Sanki ben değildim de beni temsil eden biri vardı orada.
Kahvemi yudumlarken kulağımda yine aynı soru vardı: “Kaos ne tanrısı?”
Bu kez cevap içimden geldi. Belki de kaos, kontrol etmek isteyip edemediğimiz her şeydi. Belki de insanın en büyük yanılsamasıydı düzen.
Birden kafede oturan herkesin aslında kendi iç kaosunu saklamaya çalıştığını düşündüm. Masada gülümseyen çift, telefonda iş konuşan adam, deftere not alan öğrenci… Herkes bir şeyleri düzene sokmaya çalışıyordu ama içlerinde fırtınalar vardı.
O an kendimi onlara daha yakın hissettim. Çünkü benim içimdeki fırtına artık saklanmıyordu.
Geceyle gelen yüzleşme
O gece uyuyamadım. Pencereyi açtım. Kayseri’nin gece sessizliği bile sertti. Gökyüzüne baktım. Yıldızlar vardı ama sanki uzak ve ilgisizlerdi.
Defterimi açtım ve uzun uzun yazdım:
“Kaos ne tanrısı? Belki de insanın kendi içinden kaçamadığı tek gerçek.”
Yazdıkça rahatlamadım, tam tersine daha da derinleştim. Çünkü fark ettim ki kaos sadece dış dünyada değil, benim içimde de hüküm sürüyordu. Bir yanda umut, bir yanda hayal kırıklığı. Bir yanda ilerlemek isteyen ben, bir yanda olduğu yerde kalmak isteyen ben.
Bu iki ben sürekli konuşuyordu ama hiç anlaşamıyordu.
Bir arkadaş sohbetinde gelen farkındalık
Birkaç gün sonra bir arkadaşımla buluştum. O her zamanki gibi daha rahattı. Hayatı çok fazla sorgulamıyor gibiydi. Ona içimdeki bu soruyu anlattım:
“Kaos ne tanrısı sence?”
Gülümsedi. “Belki de tanrı falan değildir,” dedi. “Sadece senin kontrol edemediğin şeylere verdiğin isimdir.”
Bu cümle basit görünüyordu ama içime işledi. Çünkü aslında doğru olabileceğini hissettim. Kaos, bir varlık değil, bir algıydı belki de. Ama yine de bu düşünce içimdeki fırtınayı dindirmedi.
Çünkü bazen insanlar gerçeği bilse bile hissettikleri değişmez.
Kayseri sokaklarında yürürken değişen düşünceler
O gün yürüyüşe çıktım. Kayseri’nin sokakları bana her zaman tanıdık gelirdi ama bu kez farklıydı. Sanki şehir bile içimdeki kaosu yansıtıyordu.
Bir sokak köşesinde durdum. İnsanlar geçiyordu. Kimse kimseyi gerçekten görmüyordu. Herkes bir yere yetişiyordu ama nereye yetiştiklerini bilmiyorlardı.
İşte o an fark ettim: Kaos, hızın içinde saklıydı. İnsan ne kadar hızlıysa, o kadar kayboluyordu.
“Kaos ne tanrısı?” sorusu yeniden zihnime geldi ama bu kez cevabı aramıyordum. Sadece hissediyordum.
İçimdeki kırılmanın kabulü
Eve döndüğümde artık bir şey değişmişti. Kaosu çözmeye çalışmıyordum. Onu anlamaya çalışmıyordum. Sadece kabul ediyordum.
Çünkü anladım ki bazı sorular cevaplanmak için değil, yaşanmak içindi.
Defterime son kez o cümleyi yazdım:
“Kaos ne tanrısı? Belki de benim içimde büyüyen, beni ben yapan şey.”
O an içimde garip bir huzur vardı. Ne tamamen mutlu ne tamamen üzgün. Sadece gerçek.
Son düşünceler: Kaosla barışmak
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o günlerin beni nasıl değiştirdiğini daha net görüyorum. Kaos artık bir düşman değil. Bir öğretmen gibi. Beni zorlayan, kıran ama aynı zamanda büyüten bir şey.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında, otobüs duraklarında, yağmurlu cam kenarlarında öğrendiğim bir gerçek var: İnsan kendinden kaçamaz.
“Kaos ne tanrısı?” sorusu hâlâ zihnimde. Ama artık korkutmuyor. Çünkü cevabını bilmekten çok, onunla yaşamak bana daha gerçek geliyor.
Belki de kaos, insanın en dürüst hali. Ve ben o dürüstlüğü ilk kez kabul ettiğimde, gerçekten büyüdüğümü hissettim.
Umarız “Kaos ne tanrısı” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Miz ailesiyle kalmaya devam edin!