Asabe Kimlere Denir? Bir Hayal Kırıklığının Ardındaki Gerçek
Hayatın içinde, bazen kendimizi kaybolmuş hissediyoruz. Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken, aklımda hep aynı soru: “Asabe kimlere denir?”. Bu soru, sadece bir kelime olmaktan çok, yaşadığım bir duygunun yansıması gibi oldu. Duygularımın en yoğun olduğu anlarda düşündüm, “Asabe kimlere denir?” demek, içimdeki kırgınlığı, hayal kırıklığını ve aynı zamanda bir tür korkuyu ifade etmek gibiydi. Çünkü asabe, sadece öfke değil, bir yığın başka duygunun birleşimi…
Bir Kırgınlık Başlangıcı
İlk kez “Asabe kimlere denir?” sorusunu sordum, o an Kayseri’nin sabahına uyanırken. Annemin yüzü çok gergindi. Hani bazen o kadar sessiz olurlar ya, bir şeyler var ama ne olduğunu çözemezsiniz. O sabah, annemle aramızda soğuk bir mesafe vardı. Sadece bana bakıp, “Neden böyle oldun?” dedi. Cevap veremedim. Çünkü ne olduğunu bilmiyordum. Yani bir yerde bir şey patlamıştı, ama farkında değildim.
Bir süre sonra, nedenini anlamaya çalışarak bu soruyu kendime sormaya başladım: “Asabe kimlere denir?” O an, bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. İnsan bazen içindeki öfkeyi, kırgınlığı, hayal kırıklığını doğru şekilde dile getiremiyor. Ama o duyguları hissetmek… O kadar zorlayıcı ki! Anneme neden üzgün olduğumu, neden gergin olduğumu anlatamıyordum ama “Asabe kimlere denir?” sorusu, belki de yanıtı aradığım, kalbimin derinliklerinde bir tür bağ bulmaya çalıştığım bir soru haline gelmişti.
O Hayal Kırıklığı
O gün okuldaydım, yani her şeyin normal olduğu, dışarıdan bakıldığında sıradan bir gündü. Ama bir anı hatırlıyorum; ders sırasında, arkadaşım Ela ile konuşuyordum. Konuşmamız başladığında Ela’nın bana baktığı gözlerindeki anlamı anladım. “Hadi ama, kendini bu kadar kötü hissetme!” dedi. İnanın, Ela’yı dinlerken, bir yanda gerçekten öfkelenmek istedim ama diğer yanda da içimden ona bağırmaktan çekindim. O an fark ettim: Asabe kimlere denir? Belki de bana, belki de Ela’ya… O kadar yakındık ki, hala bana “güçlü ol” demek isteyen insanlar vardı. O an, içimdeki fırtına büyüdü. O kadar kırıldım ki, kimseye kendimi anlatamıyordum. Kimse beni anlamıyordu, ya da belki ben kendimi doğru ifade edemiyordum.
Ve o an dedim ki, “Evet, belki de bu yüzden asabe kimlere denir, diye soruyorum.” Çünkü birinin sizi anlamaması, en çok öfkenizi tetikliyor. Hayal kırıklığının öfkeden çok daha derin bir duygu olduğunu fark ettim. Ama bazen, bazen o hayal kırıklığı öyle bir noktaya geliyor ki, sadece birinin hatası, bardağı taşıran son damla oluyor.
Kendi Kendime Sorduğum Sorular
O günden sonra, içimde bir şeyler değişmeye başladı. Kayseri’nin sokaklarında yalnız yürürken, bu soruyu sorar oldum: Asabe kimlere denir? Bir yerden sonra, bu kelimeyi, bir şeylerin daha netleşmesi için kullanmaya başladım. Çünkü hayat, bana tam olarak neyi düşündürmek istiyorsa, o anla ilgili bir duyguyu anlamama yardımcı oluyordu.
Bir sabah, biraz önceki soruyu aklımdan geçirirken, bir şey fark ettim: İnsan bazen, asabeyi sadece dışarıdaki dünyadan bekler, ama aslında o içsel patlamayı daha çok kendi içinde yaşıyor. O yüzden bu duyguyu bazen başkalarına atıyoruz. İçinde patlayan bir öfke, seni anlatamamanın acısı ve sürekli bastırılmış duygular bir yerden sonra seni asabeye sürüklüyor.
“Ya böyle olursa?” diye düşündüm. Asabe, bazen sana sorulmadan, seni sarsan, seni yıpratan bir duygu olabilir. Kimsenin sana ne dediği ya da ne yaptığı önemli değildir, senin içindeki o patlama duygusunu düşünmek daha da zorlaştırır. Ve “Asabe kimlere denir?” sorusu, aslında kendimize neden öfkeleniyoruz sorusunu sorar hale gelir.
Asabe ve Aile İlişkileri
Asabe sorusunun bir de aile ilişkileriyle olan bağını düşünmeye başladım. Annemle her gün sohbet ederken, bir türlü birbirimizi doğru anlamıyorduk. O, benim bazı şeylerimi fazla düşünmek olarak nitelendiriyordu, ben de ona, “Beni hiç anlamıyorsun!” diyordum. Sonunda, bir gece oturup annemle yüzleşmeye karar verdim. Çünkü bir şeylerin değişmesi gerekiyordu. Kendimi, ona anlatamamak, gerçekten içimi dökmeden öfkeyle ona bakmak, beni daha çok yalnızlaştırıyordu.
Bir gece, annemle konuşurken, içimden şu soruyu sordum: “Asabe kimlere denir?” Bu, sadece öfke ile mi ilgilidir? Yoksa kimse seni anlamadığında, sessiz kaldığında, içsel bir bağ mı kayboluyor? Yavaşça, annemle bu duyguyu paylaştım. O anda, onun gözlerindeki değişimi gördüm. Bir anda her şey farklı oldu. Bu kadar basit mi olmalıydı? Asabe, aslında içsel bir çağrı olabilir. Ama bu çağrıyı doğru şekilde duyabilmek, çok önemli.
Sonunda Bir Anlayış
Kayseri’nin akşamına baktım. Sokaklar, her zaman olduğu gibi kalabalıktı ama ben o gün, “Asabe kimlere denir?” sorusunun cevabını bulmuştum. Bu cevabı bulduğumda, bir yandan huzur bulurken, bir yandan da fark ettim: Asabe, sadece öfke değil, bir tür kırgınlık ve kaybolmuşluk duygusudur. İnsanlar bazen kendilerini ifade edemedikleri, anlaşılmadıkları zaman asabe duygusuyla karşılaşabilirler.
Belki de “Asabe kimlere denir?” sorusunun en büyük yanıtı şu: Herkese. Çünkü hepimiz bir noktada, kimse bizi anlamadığında ya da sıkıştığımızda, içimizde bir şeyin patladığını hissederiz. Önemli olan, bu patlamayı nasıl kontrol edebileceğimizdir.
Sonunda, belki de asabe bir çağrı, bir dönüm noktasıdır. İçindeki öfkeyi, kırgınlığı, hayal kırıklığını dışarıya vurmak, insanı değiştirebilir, ama asıl önemli olan, bu duyguyu kontrol altına alabilmektir. Ve bazen, sadece sormak bile, cevabı bulmaya götürür. Asabe kimlere denir? Hepimize.